AVV Haberler

Büyük, şişman dünya

Beslenme, insanlar için en başta gelen fizyolojik ihtiyaç. Ama istatistiklere göre, en azından dünya kaynaklarının %80’ini tüketen, nüfusun %20’lik kısmı için yemek sadece bir hayatta kalma meselesi değil. Günümüzde, vücudun ihtiyaçlarına cevap vermekten ziyade, ağırlıklı olarak damak tadı ve aç gözlülüğümüzü tatmin etmek amacıyla yiyoruz. Bunun takibinde ise beslenme sorununun kontrolden çıktığı gözlemleniyor.

Siyah-beyaz fotoğraflara uzak bir mesafeden baktığımızda, gözümüze ilk çarpan şey, o fotoğraftaki insanlar ile günümüzün çağdaş insanları arasındaki fiziksel fark. Bir zamanlar zayıfmışız; daha kısaymışız ve daha az kaslıymışız ama ortalama olarak daha zayıfmışız. Peki değişen ne? Bolluk ve çeşitlilik kültürü bizi kaçınılmaz bir şekilde yemek konusunda seçici hale getirdi. Fakat ideal kiloyu etkileyen şey, her şeyden önce masaya koyduğumuz yemeklerin kalitesi.

Gıda içeriğine karşı herhangi bir dayanıklılık ideolojisine ek olarak – genetiği değiştirilmiş gıdaların çoğunluğuna, hayvan yemlerinde hormon ve antibiyotik kullanımına ve tarımda pestisitlerin kötüye kullanılmasına karşı – ilerlemenin bizi doğru yöne itip itmediğini kendimize sormamız gerekiyor, ya da çok fazla gıda çeşitliliğinin olması, zevklerimizi ve kaprislerimizi tatmin ederken tercih ettiğimiz rafine ürünlerin orantısız bir biçimde kalori ihtiyaçlarımızı arttırması mı her şeyden daha çok bize zarar veriyor.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada insanlar giderek şişmanlıyor. 1980 yılından günümüze kadar geçen son 40 yıllık dönemde obez insanların oranı iki katına çıktı ve dünya nüfusunun üçte biri fazla kilolu. Dünyadaki obezlerin sayısı 2 milyarın üzerinde. “En şişman” ülkeler Birleşik Devletler, Çin (çocukların ve ergenlik çağındaki gençlerin toplam sayı üzerinde büyük etkisi var) ve Mısır (yetişkinlerin %35’inin aşırı kilo sorunu var). Obezitenin hiç bilinmediği ülkeler olan Bangladeş ve Vietnam haricinde, dünyanın geri kalanında durum biraz daha iyi.

Sağlık üzerinde yıkıcı etkisi olan obezite, gerçek bir sosyal felaket. 2017 itibarıyla, sadece İtalya’da 6 milyon obez var. Bunun, Ulusal Sağlık Hizmetlerine etkisinin yaklaşık 4,5 milyar Euro olduğu tahmin ediliyor ve gelecek yıllarda harcamaların katlanarak artacağı bir gerçek. Kilo fazlalığı olan insanların büyük çoğunluğu (hem erkeklerde hem de kadınlarda) 65-74 yaş grubu. Ancak, çocuklar da risk altında: çocukların üçte biri yaşlarına göre tavsiye edilen kilonun üzerinde.

Her yıl, insanların %57’si fazla kilo ile bağlantılı nedenlerden hayatını kaybediyor. Diyabet vakalarının yaklaşık %80’inin, hipertansiyon vakalarının %55’inin ve iskemik kalp hastalıkları ile kanser vakalarının %35’inin temel nedeni fazla kilo ve obezite. Ruhsal sağlığınızı zedelemeden vücudunuzun sağlığını korumak için, masada biraz daha sorumlu davranmak yeterli.

Sağlıklı beslenmenin 6 kuralı

Peki bu büyük şişman dünyada sağlıklı beslenmeyi nasıl başarabilirsiniz? Technogym, Let's Move for a Better World kampanyasında, obezite sorununa çözüm olarak Wellness Piramidini önerdi. Bu, sağlıklı beslenmenin temel kurallarını görebileceğiniz etkili ve basit bir şema.

Kural 1 – Susuz kalmayın

İnsan vücudunun %60’ı sudan oluşur ve çevre ile homeostatik değişim sürecinde düzgün bir şekilde çalışması için, vücuda günde en az 1,5 litre su girmesi gerekir. Su pek çok gıdada doğal olarak var olmasına rağmen, özellikle de yemek yenen zamanlar haricinde ve susamış olmasanız bile daha fazlasının içilmesi gereklidir. Uzmanlar, elinizin uzanabileceği mesafede her zaman bir şişe bulundurmanızı ve ufak yudumlar almanızı öneriyor. Çok su içmek forma girmek için de iyidir: ne kadar çok su içersek o kadar ince oluruz.

Kural 2 – Vitaminleri unutmayın

Meyveler ve sebzeler sadece opsiyonel yan yemekler olarak düşünmemeli, yemeğinizin bir parçası olmalıdır. Tüm beslenme uzmanları, önceliği mevsim ürünlerine vererek, gün boyu en az dört porsiyon yemenizi ve bunları özellikle taze ve çiğ tüketmenizi tavsiye ediyor.

Kural 3 – Karbonhidratlar hareket dostudur

Eğer kısmen aktif bir yaşam tarzınız varsa, karbonhidratlardan, tercihen kepekli undan asla vazgeçmemelisiniz. Bu nedenle, tam tahıllı ekmeğe, pizzaya veya makarnaya evet diyebilirsiniz. Ancak bunları ayrı ayrı ve sebze ile proteinlere ilave olarak yemeyi, dengeli bir beslenmede asla unutmamamlasınız.

Kural 4 – Spor için daha fazla protein

Protein tüketiminin kas gelişimi ve hücresel metabolizma bağışıklığı için taşıdığı önemden istinaden düzenli aerobik egzersizleri yapan sporcularda ve kadınlarda bir istisna olmamalıdır. Ete, özellikle de tavuk ve hindi gibi beyaz etlere hayır demeyin; ve her şeyden önce, yağsız olması ile birlikte yüksek miktarda proteine sahip baklagiller tüketilmelidir.

Kural 5 – Süt ürünlerinde ılımlı olun

İtalyanlar sütten ve peynirden nadiren vazgeçer: de gustibus not disputanandum est. Süt ürünleri, intoleransa veya hazım zorluğu gibi sorunlara neden olmadığı durumda kötü değildir. Ancak, çok aktif bir yaşam tarzınız olmadığı sürece, yüksek kalorili olmaları nedeniyle tüketimlerinin sınırlandırılması tavsiye edilir. Bu durumda, zeytinyağı gibi bitkisel kaynaklı yağların yanı sıra süt yağları ile günlük tüketim limitinin aşılması mümkündür.

Kural 6 – Çabalarınızı ödüllendirin

Vücut sağlığı şarttır. Ama ruh sağlığı da göz ardı edilmemelidir. Sadece metabolik döngülerden oluşmadığımız ve damak tadı ile arzumuz olduğu için, zaman zaman istediğimiz bazı gıdaları tüketmeye izin vermemiz iyi olur. Yemeğin sonunda yediğiniz tatlıyı ya da ekstra bir kadeh şarabı telafi etmek için pişmanlık duymadan, sadece az bir günlük hareket yapmanız yeterli. Unutmayın insanlar yüzyıllardır yiyip içiyor ama obezite sadece kısa bir süredir var.